Bilgi Güçtür, Paylaştıkça Büyür!
Burası Sol sütunun devamı......... aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

urfAslan

yazi6

Bu sığlık insanı bezdiriyor

Futbola nasıl bir tutkuyla bağlı olduğumu daha önce birkaç kez yazmak zorunda kalmıştım. Başta oynamak olmak üzere seyretmek, yazmak, okumak gibi değişik boyutlarda tam yarım asırdır futbolla haşırneşirim.

Bu süre içinde kolum, bacağım, kalçam kırıldı; tandonum, bağlarım koptu ve daha başka akla gelebilecek hemen tüm sakatlıkları geçirdim. Şu anda futbol topuna uzaktan bakmam bile pek hoş karşılanmıyor ancak bu konuda neler yaptığım aramızda kalsın...

Bu 50 yıl boyunca bir tek gün bile futbolla ilgili olumsuz birşey düşünmedim. Dediğim gibi oynamak başta olmak üzere, seyretmek, yazmak, okumak, konuşmak hep mutlu etti beni.

Neredeyse tüm hayatım futbolun etrafında biçimlendi. İşim onunla ilgili, onun sayesinde eş-dost edindim, burada yazarak televizyonlarda konuşarak sizlere seslenebilmemi de o sağlıyor.

Hayatta beni en çok üzen soruyla sevindireninin aynı olduğunu daha önce söylemiş miydim. "Ahmet Ağabey, sen hangi yıllarda Galatasaray'da oynadın?" sorusudur bu...

'Demek ki o kadar iyi oynadığım maçlar oluyor', diyerek sevinirim bu sorudan dolayı. Üzüntüm de o formayı bir kez bile sırtıma geçirebilme konusunda herhangi bir imkan bulmamın asla sözkonusu olamayışıdır.

* * *

Böyle uzunca bir girizgahtan sonra söyleyeceklerim pek hoş şeyler değil! Bunca yıldır ilk kez futboldan soğumaya başladığımı hissettim. Hayır, oynama ve seyretme boyutunda bir sorun yok! Ancak okuma, yazma ve hele konuşma yönünden ciddi bir bezginlik içinde buluverdim kendimi.

Zaman'da yazmaya başlayalı 5. yıl dolmak üzere. Bu süre içinde ilk kez bir yazımı aksattım. Geçen Cumartesi günü çıkması gereken yazımı yazmak içimden gelmedi. (Doğrusu Perihan Mağden gibi ben de istedim 'Yazarımız yıllık izninin bir bölümünü şey'ettirdiği için...' açıklamasını ama olmadı.)

Elbette ki bu bezginliğin nedenleri var. Bunların başında da ülkemizde futbol üzerine konuşmanın bir türlü belli bir düzeye yükselemeyişi geliyor. İğrenç yalanlar, anlamsız zırvalar, bilgisiz gevezelikler, bıktırıcı tekrarlar ve daha bunun gibi bir yığın saçmalık insanı boğuyor.

İş dışında pek futbol konuşacak halim kalmıyor. Ancak yolda, markette, gazetede her gören mutlaka onunla ilgili bir konu açmaya çalışıyor. Ayaküstü edilecek birkaç söze elbette ki itirazım olamaz. Fakat bu iş biraz uzadığında karşınızdaki yavaş yavaş 'derin futbol uzmanı' haline geliyor.

Genellikle de iş uzuyor...

Böylelerinin ağırlıklı olarak ilgilendikleri konu transfer oluyor. Bu alanda yönetim ve teknik adamlardan daha bilgili olduklarına inananlar hiç az değil. Nitekim, 'Ahmet Ağabey, yönetime söyle de falan adamı alsınlar!' diye bir yığın elektronik posta geliyor. Yönetimlerin elinde ve önünde o bilgilerin yüz katının bulunduğunu kimse anlamak istemiyor.

* * *

Futbol üzerine konuşmayı bu kadar şehvetle seven insanların, onunla ilgili birşeyler öğrenmeye çalışmaları mantık gereğidir. Bunun için de dergi, kitap okumak, belgesel izlemek gibi birazcık daha 'derin' denilebilecek boyuta geçmek gerekir. Oysa en sıkı futbol kitabının satışı ortadadır. (Bırakın para ile satınalmayı, bazı arkadaşlarım kendilerine armağan ettiğim kitapları bile okumuyorlar! Orada gerçeği yazılı olan bazı olayların yanlış şeklini bana anlatmaya kalkıyorlar!)

Herkes konuşmak istiyor ama hemen hiç kimse öğrenmeye yanaşmıyor. Bundan da bezdirici bir durum doğuyor.

Medyanın büyük bir bölümü bu 'sığlığı' değiştirmeye çalışmanın zorluğunu bildiğinden onu 'kullanıyor.' Basının amiral gemisinin kaptanı demedi mi 'Biz haber değil hayal satıyoruz!' diye...

'Madem transfer haberi istiyorsun, al sana!' diye hergün biraz daha rezilleşen yalanlar yazılıyor. Ancak bunun da bir müşterisi var. Hem de çok! En iyi yalan yazan gazete satış rekorları kırıyor! Yani bu içinde bulunduğumuz kısırdöngüyü biraz da böyle okurlar oluşturuyor. Sonra da aynı insanlar bu yalanlardan yakınıyor...

* * *

Ülke dışına çıktığımızda farklı durumlar görüyoruz. Medyası, okuru, izleyicisiyle oralarda insanların çok daha başka türlü yaşadıklarına tanıklık ediyoruz. Futbol oynamanın, seyretmenin, yazmanın, konuşmanın ne kadar keyifli bir iş olabileceğini oralarda bir kez daha anlıyoruz.

Sonra da ülkeye dönüp 'Burası Türkiye abicim!' sığlığına boyun eğmek zorunda kalıyoruz. Hatta 'Ne yani, sadece siz mi anlıyorsunuz, biz konuşmayacak mıyız?' gibilerden okuduğunu anlamakta zorlanıp dayılananlar da oluyor.

Üstelik bu korkunç sığlığa ve bezdirici vasatlığa isyan etmenin filan da bir yararının olmadığı ortada. İşte Rıdvan Dilmen bunun bir boyutunu dile getirmeye çalıştı. Kamplardan gelen o standart 'Falan hoca takımın pestilini çıkardı' türünden, haber olduğu ileri sürülen saçmalıkları 'artık bıraksak' diyecek oldu, tepki gördü.

Bu kapsamda daha söyleyecek çok sözüm var ama yerim doldu taştı, noktalamak zorundayım. Dediğim gibi 50 yıldır ilk kez böyle bir durumla karşılaşıyorum, hayırlara vesile olsun...

Sıteva diye okunur

İşte bezdirici bir konu daha! Galatasaray'ın eşleştiği Steaua Bükreş'in adının "Sıteva" diye söylendiğini defalarca yazdım ve televizyonlarda da anlatmaya çalıştım. En yakın arkadaşlarım dahil olmak üzere tek kişinin bile buna aldırmadığını görüyorum. Üstelik söylenmesi de çok kolay olan 'Sıteva' dururken 'Sıtau, Şıtau' gibi tuhaf sesler çıkartmaktan asla vazgeçmiyorlar. Ne yapabilirsiniz ki, burası Türkiye! Torba meselesi mi! Ondan artık tiksinmenin de ötesine geçmiş durumdayım...

Bugün 2 ziyaretçi (6 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=